Urban Jungle: Living and Styling with Plants

Urban Jungle Bloggers'ın kitabında Labofem ve Femevi tüm dünyadan bitki sevenler ile buluşuyor. Link: https://www.urbanjunglebloggers.com/book

*Kapak fotoğrafında yer almak ise ayrı bir heyecan!

Toprak

Bitki hayatta kalmak için ne ister? Hava, Işık, Su, Toprak. Çiçek açmayanı açanın yanına koyup kıskandırmak, sevgi sözcükleri ile çiçek açmaya ikna etmek de bir yandan gayet geçerli. Ama bu yazının meselesi biraz daha teknik. 

Gün ışığın alan aydınlık bir cam önü ve değerleri "normal" bir suyunuz varsa (kireçsiz), ortamı da arada havalandırabiliriyorsanız geriye kalıyor toprak. Toprak karışımı denen kafa karıştırıcı meseleyi anlamak ve en doğru karışımın ipuçlarını almak için her şehirden koleksiyoner, okul, kurs, yurtdışı yurtiçi serası, hocası kim varsa onlarca insana sordum. Herkesin  kek tarifi gibi kendi reçetesi ve kendi kulak memesi kıvamı var. Zaten internette de hep şu nota rastlıyoruz: koleksiyoner sayısı kadar toprak karışım reçetesi mevcuttur! Doğruymuş. 

Karışıma katılacaklar neye yarıyor bilirsek kendi evimizin ısı/nem oranına göre ve dikeceğimiz saksının malzemesine göre kendi kıvamımızı tutturmak en doğrusu. 

Sukulent ve kaktüsler  için  genellikle ( bazı sukulentler daha farklı ihtiyaçlara sahip) dere kumu (pirinç boy), tüf (mineraller için iyi- dikkat pomza değil volkanik tüf), vermikülit, perlit, mümkünse hayvan gübresi olmayan bahçe toprağı, hindistan cevizi lifi (cocopeat) ve katkısız torf kullanılıyor. Marketlerde hazır satılanların içinde genellikle yaprak çürüğü olan torf (ki dünyada arzdan daha fazla talep olduğu için artık çok ekolojik değil, yurtdışında sorumluluk sahibi seralar artık tercih etmiyorlar, cocopeat daha ucuz ve makbul), volkanik bir ürün olan beyaz strofora benzeyen perlit ile biraz da sunni gübre oluyor. Buraya kadar yeterince kafanız karışmıştır.  Tek tek gidelim:

  • Dere kumu: Suyun ve biraz havanın köklere rahat ulaşmasını sağlıyor.  (deniz kumu asla değil, tuz zararlı),  Fazla ve ince olanı kullanılırsa toprak ağırlaşır. Sukulentlerin bazılarına iri kum, bazılarına (ufak saksılarda) daha incesi kullanılabilir. 
  • Perlit: Volkanik bir ürün. Su tuttuğu için topraktaki suyu koruyor, çabuk kurumasını engelliyor, torfun kıtıklaşmasına engel oluyor. Ancak uçuştuğu için astıma iyi değil, zaman içinde de ufalanıp dağılıyor.  Ayrıca toprakta oluşabilecek unlu bit ile benzer renk ve boyda olduğu için böcek avlamayı zorlaştırıyor.  
  • Volkanik tüf : Koyu kahverengi /bordo iri ve sert taneli bir volkanik taş. İçindeki faydalı minerallerle bitkinin ihtiyacı olan besini sağlıyor, toprağın su tutumunu ve hava/su hareketini artırıyor. 
  • Bahçe toprağı: Seralardan aldığımız topraklar genellikle hayvan gübresi katkılı.  Sukulentler için hayvan gübresi ise önerilen bir katkı değil, köklerini yakabiliyor, toprağa karıştırdıkları miktarı bilmiyoruz çünkü . Bulursanız üst katmanları kıymetli olan bahçe toprağı veya katkısız ama besleyici bir bölge toprağı bulmaya çalışın. Kırklareli tavsiye ediliyor ama oradan gelen çuvallılar da katkılı. Ben az miktarda kullanıyorum. Sadece toprak (hele ki killiyse) sulandığında çamur gibi olup hava, su akımını engelleyebiliyor. Ayrıca steril olmadığı için de böceklenmeye daha müsait. 
  • Torf (Peat-moss): Satın aldığımız katkılı torflar, bir süre sonra sulamayla akıp giden veya bitki kullandığı için  tükenen besinlerden geriye hiç bir faydası olmayan bir yaprak çürüğü (torf) kalıyor ve bitki bir yıl sonra ek besin verilmezse ihtiyacı olan besini alamıyor. Katkısız torflar ise ıslak tutulduğunda sadece ıslak tutmaya yarıyor! Bir kez kurursa da suladım sanıyorsunuz, oysa kıtıklaşan torf suyu köklere iletmiyor. Su delikten akıp gidiyor, bitki kuruyunca, suladığımız halde bitki ölünce, suçlusu biziz sanıyoruz. 
  • Hindistan Cevizi lifi (Coco-peat): Su tutan, lifleri faydalı, daha ekolojik ve revaçta bir ürün, üstelik de doğada bol miktarda bulunduğu için ekolojik olarak daha samimi. 

Bunun yanısıra pahalı bir ürün vermikülit, toprak PH'ı düzenleyen ve asiditesini artıran pomza taşı da bazı bitkileri için kullanılıyor. 

Hydrokültür kullananlar var,  o da steril ancak nispeten pahalı. Çok deneyimlediğim bir ürün değil, sanırım daha çok üretim için kullanılıyor. internetten takip ettkilerim kolay gibi gözüküyor ama denemedim.

Yol kenarı seralardan veya Bauhaus-Ikea'dan aldığınız bitkileri ithal veya yurtiçinde seyahat ederken kurumasın diye genellikle ya cocopeat'e ya torf'a konmuş gönderiyorlar, aynen muhafaza ederseniz besin azlığından, suyu alamamasından ötürü bir süre sonra ya çürüyor, ya ölüyor.

Bulunduğunuz ilin, evin baktığın yönün, kapalı / açık balkonun ısısına göre kendi karışımınızı yapın. Antalya daha kuru ve sıcak olduğu için su tutan ürünler daha makbul, İstanbul daha nemli, hele ki saksınızın için sırlı ise veya plastik/galvaniz gibi su emmeyen bir malzeme ise su tutan ürünler (perlit) bitki köklerinin nemli kalmasına sebep oluyor ve çürüme riskini artırıyor. 

Yani hem saksının iç malzemesini hem bitkinin su sevme durumunu hem de ortamı değerlendirerek karışımları kendi ihtiyacınıza göre hazırlayın. Genelde sukulent ve kaktüsler için his kabaca tütün gibi gevşek olmalı. Suladığınızda hemen alta gidebilmeli ki bu toprağın süzek (geçirgen) olduğunu gösterir. Zaten bu türleri büyük ve çok topraklı saksılara dikmek doğru değil, bu da ek hatırlatması! 

Altı delik saksı tercih ediliyor her zaman, zira bitkileri azar azar -  sık sık yerine bir seferde bol sulamak öneriliyor. Fazlası da alttan dışarı akıyor, tabakta biriken de başka kuru bir bitkinin içine:). Tabakta su kalması iyi değil, toprak kurumadan oradan yeniden su çektiği için fazla sulanmış oluyor. 

Tabii çok su sevenler dışında sukulentlerin toprağının iki sulama arasında tamamen kurumasına izin vermek lazım. 

Bu karışıma yakın bir karışım ile bitkilerinizin mutluluğunu daimi yapabilirsiniz. 

"Ay tüm nereden, ne zaman bulacağım da evin neresinde toprak hazırlayacağım?" diyenler için labofem bitkileri doğru toprak karışımına ve saksıya dikmeye özen gösteriyor. Bizde dikilmişi var, bekleriz:)

 

 

 

January 06, 2015 by Fem Gucluturk

Suçsuzdur hakim bey!



Duya duya araştırmadan ağzımıza takılmış bir laf var  "Yatak odanıza bitki koymayın". Az bilgi ile çok fikir sahibi biri tarafından zamanında söylenmiş ve bir atasözü gibi yapışmış kalmış. Evet, doğru bitkiler gece oksijen alır, karbondioksit verir, ama o kadar minör bir alışveriş ki bu, öyle olsa bu planette, hatta ormanlık alanlarda gece nefes alamıyor olmamız gerekirdi. Nasa (National Aeronautics and Space Administration) sadece astronotlarla değil bitkilerle de ilgili. Test etmiş ve onaylamış; havadaki zehirli maddeleri temizleyen bazı türleri listelemiş. Hangsinin neyi temizlediği de belli. Boyalardaki, temizlik malzemelerindeki  benzen, formaldehit, trikloretilen, etilen, ksilen, tolüen, amonyak ve benzeri bazı sevimsizleri nötralize ediyor.  Nasa'nın önerdiği 100 m2 başına bir bitki.  Dahası saks topraklarındaki  mikro-organizmalar da havadaki benzeni temizliyor. Yani değil odaya bitki koymamak hele ki şehirde mümkünse her yere bol bol koyun! 

Hangi bitkiler derseniz, labofem-web'deki sol üstte duran arama hanesine "hava temizleyen" yazın. 

Kendi bitkilerinizden de hangisi sizden habersiz temizliğe yardım ediyor kontrol edin: 

  • Areca palm, Hedera helix-İngilizi sarmaşığı, Chlorophytum comosum- Kurdele çiçeği, Spathipyllum, Anthurium, Aglaonema, Camaedorea, Sansevieria trifasciata - Paşa kılıcı, Draceana marginata ve fragrans, Ficus benjamine- Benjamin, Ficus elastica-Kauçuk, Epipremnum aureum-Sarmaşık, Dieffenbachia, Nephrolepis exaltata - Aşk merdiveni, Philodendron bipinnatifidum. 

 

Gelenler bilirler, labofem ev/atölye'de 300'ü aşkın irili ufaklı saksılı bitki var,  ev-ormanımızda harika uyku çekip dinç uyanan, kış aylarında kapı kapı dolaşan üst solunum yolu virüslerine rağmen hiç hasta olmayan bir aileyiz. Nefes zorluğu, oksijen kullanım darlığı da yaşamıyoruz!  Bitkiler suçsuzdur hakim bey, başka yorum yok! 

October 29, 2014 by Fem Gucluturk

Her pazartesi SULAMAK ya da SULAMAMAK! İşte bütün mesele bu! 

Sık duyulan bir soru!  

Evdeki yardımcının standart günlerine mahkum sulama rejiminden yadigar! Çalışan insanın bir de akşam eve gelip yemeğini zor kotardığı tempo için ise gayet anlaşılır.  

Halbuki cevap saksının tipine, yerine, havaya, bitkiye ve toprak karışımına göre cevap değişiyor. Doğrusu şu:  Bitki susadığında! 

İki iyi yöntem var, bir tanesi zaman zaman Bauhaus'ta izine rastlanan,yoksa da Amazon'dan sipariş edilebilen "Soil Moisture Meter", yani toprak nem ölçer aleti. Aletin çubuğunu saksının dibine kadar yanından sokup üzerindeki panelde nem durumuna bakıp ona göre sulamak. (Çift çubukluları daha çok bahçe için iyi, köklere iki çubuk birden sokmak sihirbazlık gösterisinde kızı kesen kılıçlar gibi bir nevi!) 

Diğeri de parmak kontrolü. Eğer saksı parmak boyunun kısmen yeteceği derinlikte ise, yine kökleri parçalamadan sadece saksının üstteki toprağını değil, özellikle su tutan (emaye, cam, bakır, içi sırlı saksı, porselen) saksıların dibini de kontrol etmek. 

Tropik bitkiler genelde toprağı tamamen kurusun istemez, üstten 3-5 cm kurumuşsa sulanır. Sukulentler (Kaktüsleri de kapsa)  ise iki sulama arası toprağı tamamen kurusun ister, zira  kök, beden, dal veya yapraklarında zaten su var. Uzun süre susuz dayanmalarını da bu özelliklerine borçlular. E zaten kendi suları var, bir de daha susamadan bir daha sulanırsa kökleri çürüyor. 

Özetle, her bitki her pazartesi sulanmamalı. 

Dikkat edilesi hususlar: 

  • İçi sırsız toprak saksılar su emer, daha çabuk kurur.  Aynı tür bitkileri  iki ayrı malzemede saksıya dikin, yanyana aynı yere koyun, biri çabuk susar, bir geç. 
  • Bitkileri azar azar ve sık sık değil, tek seferde yeterince sulamak tavsiye edilir! (Altı delik olmayan saksılarda su miktarını daha az tutun) 

Peki, toprak karışımları nasıl olmalı? O da bir sonraki labofem "blog-notunda"!

 

 

September 14, 2014 by Fem Gucluturk

SEVİYELİ İLİŞKİ

 

SAKSIDA SEVİYELİ İLİŞKİ NASIL OLUR?!

 

İKİ TÜR BİTKİ ARANJMANI VAR, BİRİ ALIRKEN HARİKA AMA YAŞARKEN İMKANSIZ AŞK. BİRİ UYUMLU BİRLİKTELİK VE SEVİYELİ İLİŞKİ!

 

Albenisine yenik düşüp almadan duramayacaklara, aman canım ne zararı var diyenlere  bir çift lafım var:  

Aranjman denen "eklektik" meselesi aynen mimaride ve dekorasyonda olduğu gibi biraz kaşıntı yapabiliyor. Louis Khan'ın oğlunun babasını tanımak için çektiği meşhur belgesel filmi "Mimar babam"da izlediğimiz, titiz ve müthiş bir mimar olan Khan'ın Üniversite kampüsünde öğrencilere ders verirken elindeki tuğla ve metale birlikte bir bina haline gelmeden önce bir arada mutlu olurlar mı (gibisinden) sorması ve hem teknik, hem estetik açıdan uyumlarını sorgulaması temel mesele. Zevkler tartışılmaz tabii ama eklektik cürreti ucubeler doğuruyor zaman zaman.  Görece Türkiye'ye yeni olan sukulent ve kaktüslerin akla karası, su sevenle, hemen çürüyecek olanı bir araya dikilince de imkansız aşk başlıyor.

Ufak saksımsı kaplara veya geniş kaselere aynen vazolara konan kesme çiçekler gibi tabiri caizse sokuşturulan alttan kesilmiş bitki "kafaları" orta sehpada pek şirin, romantik, dekoratif ve coşkulu duruyor, o doğru! Hatta bazıları (doğru seçilenler) o kapta güzel güzel de kökleniyor ve kalıcı oluyor, gel gör ki bambaşka klimalardan ve topraklardan gelen yaşam alışkanlıkları birbirine zıt olanlar bir süre sonra ufak ufak aranjmandan izin istiyor ve çürüyerek, olmadı kuruyarak gübreye dönüşüyorlar.  Profesyonel kaktüs koleksiyonerlerinin veya sevenlerinin gözlerinde yaşlarla izlediği bu durumu değiştirmek için dayanamayıp aldıklarınızı veya hediye gelenleri göz zevkinizi tatmin ettikten sonra vicdanınızı devreye sokarak makul bir süre sonra başka saksılara geçirmeli ve hak ettikleri yaşamları sağlıkla sürdürmeleri için doğru ortamı sağlamalısınız.  İlk dikkat edilecek konu şu: bir aranjman alırken içindekilerinin en azından ya sadece sukulent ya da sadece kaktüs olmasına dikkat edin. Sukulentler ve kaktüsler bir arada düzenlenmişse arkanızı dönüp kaçın. Ya da benim gibi evlat edinip evde onları başka saksılara dikin (vicdansızlığın değil vicdanın bedelini ödeyerek tabii!).

Aralarında belli bir mesafe olup olmadığını, bitkilerin boy atabilmesi ve yeterli besini alabilmeleri için toprak alanı olup olmadığını kontrol edin. Genellikle aralıklı dikilenler estetik olarak saçı seyrelmiş ama direnen olgun adam kafası veya ergen sakalı gibi aralıklı ve hafif "keltoş" durduğu için pek de güzel gözükmeyebiliyor. O yüzden tercihen Metrobüsün işlek saati formatında omuz omuza duruyorlar. Sukulentler doğası gereği susuz ve besinsiz bir tık daha uzun idare edebildiğinden eve getirip bir süre huşu içinde izleyip, sonra "ay bunu da öldürdüm" diye kendinizi suçluyorsanız, YAPMAYIN. Sorun sizde değil.

Kaktüslerin de direkt güneş ışığı istemeyeni (kendi doğalarında başka bitkilerin gölgesinden istifade ettikleri için) var, günde en az 5-6 saat direkt güneş almazsa yatağa düşeni var. O kadar detay bilmek kolay değil, elinizde de kitapla dolaşamayacağınıza göre, kabaca sukulent ve kaktüslerin birlikte olmayan ve aralarında mesafe olan aranjmanları tercih edin. Diğerini almak için dayanılmaz satın alma güdünüze yenik düşerseniz de makul bir zaman sonra (en geç 1-2 ay) içindekiler köklenmişse boylarına uygun kaktüs toprağına ayrı ayrı dikin, bir dolu yeni saksınız olsun. İsteyen bana hangi bitki ne ister diye de sorsun, kendi vicdan stoklarımdan kullaranak bilgim yettiğince yardımcı olurum! Bir gün belki oğlum da benim için "Bahçıvan Annem" diye bir belgesel yapar. Belli mi olur!

August 19, 2014 by Fem Gucluturk

Rhipsalis'e dikkat!

Bu ne böyle Deniz Börülcesi gibi?

 

Cactaceae ailesinin tropik türü Rhipsalis ilk görende Deniz Börülcesi hissi uyandırıyor. Ama Botanik meraklıları deniz korallerine benzediği için "Coral cactus",  yılbaşında altında öpüşülen "Mistletoe cactus"veya "Rope cacti" yani ip kaktüsü diyorlar. Genellikle filtreli aydınlık, yarı gölge seven bu tür askılı saksılara da yakışıyor. Afrika, Madagaskar ve Sri Lanka'ya özgü bu kaktüs kış yağmuru alan bölgelerden geldiği için yaz aylarında, haziran-eylül arası az sulanmalı, toprağı kıtıklaşıp kurumasın diye biraz nemli tutulup, tekrar sonbaharda  (onların ilkbaharı diye düşünün) bitkide "baharsal" uyanış sezildiğine sulanmaya başlanmalı. yoksa ortamı hep yaz zannedip yayıyorlar kendilerini, çiçek miçek hak getire! Tüm bitkilerin muhakkak kış uykusu dönemini, gelişmedikleri ve içlerine kapandıkları dönemi bilip sulama ve serinlik ihtiyacını o dönemlere göre sağlamak lazım. Yapmazsak nolur? Yanlış zamanda yanlış sinyaller aldıkları için zamansız gelişmeye çalışır, verilen fazla suyu  kullanamayacakları için köklerde birikir ve bitkiyi çürütür ve öldürür,  çiçek açmaz, en iyi ihtimalle olduğu gibi kalır, öldürmez süründürür, gelişmesi zayıf veya sağlıksız olur. İşte Rhipsalis'i Deniz Börülcesine benzetip sıcaklarda suyu basarsanız olacağı da budur! Benden söylemesi! Bırakın yazın (onlar kıştayız sanıyor) siesta yapsınlar...

August 05, 2014 by Fem Gucluturk

NE ACAYİP ŞEY BUNLAR!

Bahar Korçan, Serhan Gürkan, Mana Yıldız, Tansu Erkal Komar, Erdin Ersoy, bir de ben!, bir sergide toplandık:

Fem düşündü, topladı, ekti biçti, elekten geçirdi,  Alper sunumu ve tasarımı toparladı, gelştirdi, Gergedan'a kurdu. (Teşekkürler Alper Böler / Aparat)

“BUNLAR”

Yaşam için, nefes almak için, gündelik meşguliyetlerinizden kurtulmak için gerilere gidin, yeni sokaklara girin, yani deneyin bütün olanakları…

 

08 Mayıs-29 Mayıs 2014 / Gergedan Sanat

Serdar-ı Ekrem cd. Hoca Ali sokak. No.12/2 Galata

 

Fem’in sergi notu:

“Bunlar” diye kategorize eden, ayırımcı hitaplardan, baskılardan hoşlanmıyor, her canlı ve cansızın kendine özgülüğünden, her iğne yapraklıyı çam diye tanımladığımız, her bitkiye çiçek dediğimiz, her yosuna ot dediğimiz bir nevi bizim de bunlarlaştırdığımız bir dünyayı keşfediyor.

Yeni dünyasını koklayarak, konuşarak, tadarak ve hatta dinleyerek sürdürüyor. Ot dediğin yerde biter, Hayır, bazısı duyularımızı alt üst edecek şekilde kökünü başka ağaca dayar, muzu potasyum niyetine afiyetle eriten, yanlış yere düşmüsse sineği meze yapan Platycerium’lar yaşamak için yerdeki toprağa değil gökteki ağaca sarılırlar. Bu sergi süresince de bu özellikleri ile tavandan sarkarak kafamızı kurcalıyorlar.

Ne acayip şey bunlar! 

 

 

 

 

May 05, 2014 by Fem Gucluturk

Bir doz Wabi-Sabi...

Wabi-Sabi for Artists, Designers, Poets&Philosophers.

Bir doz ihtiyaç duydum, raftan çekip aldım. 29 Ekim 2007'de Londra'dan aldığıma dair bir not vardı iç kapakta. 29 Ekim 2013'te labofem'i kurmaya karar verdim. Tarihlerin "birliğini" tesadüflere inanmadığım için  "bir yolun başlangıcı" olarak tanımlıyorum bugün durduğum yerden. Şimdi tasarım denen dilimize yapışmış kelimenin iyi kötü sonuçlarının trilyonlarcasına maruz kalırken tekrar okumak istedim. Sadeleşmeyi, tam olmayanın, kalıcı olmayanın, basit, saf, yalın olanın güzelliğini hatırlamak için. Bir Japon çay seramonisinden bir hayat feslefesine uzanan "Wabi-Sabi"yi Japonlar kelimelerle anlatmayı istemez, istese de yapamaz. Tuhaf değil. Dillerinde, dinlerinde, hayatın akışında zaten kelimelerle değil yaşayarak donandıkları bir hal, durum, inanç, bakış, düşünüş ve içselleştirme şekli. Japon şövanistlerinin iddiası da bu "felsefenin"  insanın genlerinde bulunması gerektiği. Belki de doğru. Yine de denemeye değer. Rasyonalliğin yoğunlaştığı, duyguların hırçın, mükemmeliğin mecburi, bolluğun matah olduğu  batıya doğru gidildikçe de daha fazla denenmeli! Zen felsefesi ile özdeşleşen Wabi-Sabi İspanya'ya vardığında bir Camper terlik modelinin adı bile oldu.(Neyse ki Camper'i seviyoruz. İçi fikir dolu tasarımları var.) İngilizce bir kitap ama kolay okunuyor. Felsefe içeriğine rağmen "fikri gibi" yazımı da sade. Kalın değil ve siyah beyaz fotolarla desteklenmiş. Görsel yorgunluktan kurtulmak için ipuçları arayanlara ilaç niteliğinde.

March 20, 2014 by Fem Gucluturk

Keşke her gün Nev(yeni)-ruz(gün) olsa!

Yazılısına ilk defa Pers kaynaklarında rastlıyoruz. Aslı Farsça. Yenigün'ü kutlama, baharı karşılama, yılın ilk günü gibi inanışlarla 3000 yıllık geleneği olan bir bahar bayramı "Nevruz". Orta Asya'dan Balkanlar'a (meteoroloji bildirimi gibi!) 21-22-23 Mart günlerinde (yarım kürenin neresinde olduğunuza bağlı olarak) kutlanıyor. Ateşten atlamak en bilinen "kötülük kovma" aktivitesi. 2009 yılında Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu tarafından listeye girdi ve 21 Mart Dünya Nevruz Bayramı olarak resmileşti.
X
March 10, 2014 by Fem Gucluturk